Make your own free website on Tripod.com

KANSER HASTASI OP. DR. İLHAMİ GÜNERAL KLASİK TEDAVİ YÖNTEMLERİNE SAVAŞ AÇTI


Kanserden korkma tedaviden kork!

Kansere yakalanmıştı. Bir yıllık ömrü kalmıştı ama pes etmedi. ABD'ye gidip araştırmalar yaptı, kanser tedavisinde yeni ve doğal yöntemleri öğrendi. Beş yıldır sağlıklı bir yaşam süren Op. Dr. İlhami Güneral, bildiklerini bir kitapta topladı: "Kanserden Korkma Modası Geçmiş Tedaviden Kork!.."

Doktora gittiğinde heyecanlıydı. Kendisi de bir doktordu ve hastalığının ne olduğunu az çok tahmin ediyordu. Fakat herşeyin sonucu bu tahlillere bağlıydı. Sonunda, doktoru tahlil sonuçlarını açıkladı: Prostat kanseri olmuştu. Hem de en kötüsünden. Üstelik tedavi için çok geç kalınmıştı, ölüme her gün adım adım yaklaşıyordu. Fakat umudunu yitirmedi...

84 yaşındaki Op. Dr. İlhami Güneral beş yıl önce kanserle böyle tanıştı. Önceleri kabullenmek istemedi, kansere yakalanan herkes gibi yıkıldı. Ama o diğer hastalardan avantajlıydı. Doktordu ve araştırmacı kişiliği onu bu konuda da araştırmalar yapması için zorluyordu.

Tahlil sonuçlarını aldığı gün, yıllar önce National Geographic dergisinde kanserle ilgili okuduğu bir yazı geldi aklına: "Monoglonel Antibody' adı verilen bir tedavi yönteminden söz ediyordu yazı. Bu yöntemle, kanserli hastadan kanser mikrobuyla ilgili, bağışıklık sistemini etkileyen hücreler alınıyor, bunlar çoğaltılıyor ve bağışıklık sistemi elementleri bu dokuyla beslenmeye bırakılıyordu. Bağışıklık sistemi elementleri bu kansere karşı aktivite kazandıktan sonra, bu hücreler çoğaltılıyor ve yeniden insan kanına veriliyordu. Bu hücreler güdümlü bir mermi gibi kanserli hücreleri bulup yok ediyordu. Fakat bu yöntemin uygulanabilmesi çok zordu ve henüz araştırma aşamasındaydı."

Klasik kanser tedavisine inanmayan Dr. Güneral, farklı yöntemleri araştırmak ve yeni yöntemlerle tedavi olmak için hemen bu araştırmaların merkezi sayılan ABD'ye gitti. "Daha ilk gittiğim kütüphanede 'Kansere Karşı Zafer' adlı kitap dikkatimi çekti. Hemen okudum. Kitabın referanslarından başka kitaplar da buldum ve anladım ki kanser çoktan deşifre olmuş" diye anlatıyor "keşif" günlerini.

Kanser manifestosu
Daha sonra San Diego'da bu yöntemlerin kullanıldığı tedavi merkezine giden Güneral, burada en yeni tekniklerle tedavi oldu. Türkiye'de "Bir yıl ömrün kaldı" denmesine rağmen bu yöntemler sayesinde beş yıldır da sağlıklı yaşam sürdürüyor.

Güneral, tedavisine katkısı olan doğal yöntemleri ve araştırmaları sonucunda öğrendiği yanlış tedavileri, doktorluğu sırasında ettiği yemini de hatırlayarak, diğer kanser hastalarına da iletmek, onları uyarmak istemiş. Bu amaçla üç yıl önce aceleyle yazdığı "Kanser Manifestosu" çok tepki almış. Ama o vazgeçmemiş ve Kasım 1997'de "Kanserden Korkma, Modası Geçmiş Tedaviden Kork" adlı kitabını yayımlamış. Amacı kanser hastalarını bilinçlendirmek, doğal tedavilerle iyileşmelerini sağlamak, yanlış tedavilere karşı korumak.

İlhami Güneral bir kez daha tıp çevrelerinin tepkisini toplamaktan korkmamış olacak ki, kitabının daha ilk sayfasında şu alıntılara yer vermiş:

"Klasik kanser tedavisi büyük bir sahtekârlıktır." Dr. Linus Pauling

"Hiçbir işe yaramadığını bile bile hastasına kemoterapi uygulayan doktor, hafif anlamda bir budala, gerçekte ise bir canidir." Dr. Robert Atkins

"Bu kanserle savaş masalı bir öbek dışkıdır." Dr. James Watson

Bir sonraki sayfada yer alan önsözde ise kitabı okumaya başlayan kanser hastalarını şöyle uyarıyor: "Bu kitabı, eğer bir kanserli okuyorsa sağlıklı ve yaratıcı bir yaşam şansı kazanıyor demektir. Yok eğer bir kanserli değilse bu tehlikeli hastalığa tutulmamak için gereken tüm bilgileri edinmiş olacaktır."

Doğru tedavi önemli
Dr. Güneral araştırmalarının daha en başında öğrendikleriyle kanserin mikrobik bir hastalık olduğu kanısına varmış. Ona göre kanserin mikrobik olduğu ilk kez 1950 yılında, güçlü bir mikroskobun (somatoskop) yardımıyla görülmüş. İnsan kanında o güne kadar bilinmeyen, normal mikroskoplarda görülmesi olanaksız canlı organizmalar bulunmuş. Bunlara somatid adı veriliyor. Somatidler, insan veya hayvanın bağışıklık sistemi herhangi bir nedenle zayıfladığında (stres, biyolojik bozukluklar, travma ve kanserojen maddelerle temas olabilir) gelişmeye başlıyor. Bunun sonucunda birçok dejeneratif hastalık ve hatta kanser ortaya çıkıyor.

Kanserin mikrobik bir hastalık olduğu bulunduktan sonra, doğru tedavi yöntemleri araştırılmaya başlanıyor. "Tedavide önemli olan bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi. Ama ne yazık ki Türkiye'de bağışıklık sistemini güçlendirecek tedaviler uygulanmıyor. Ameliyatla mikrobu aldıktan sonra iş bitti sanıyorlar. Oysa herkes tarafından bilinen bir şey vardır ki o da ameliyattan sonra hastanın başka bir yerinde de kanser görülebileceği. Bütün bu belirtilerin görüldüğü kişilerde bir kanser potansiyeli oluşuyor. Bunu ortadan kaldırmadan tümör ortadan kaldırılamıyor. Tedavide doğru olan bağışıklık sistemini ve bağışıklık sistemiyle beraber diğer etkenleri de güçlendirmektir" diyor Dr. Güneral.

Ona göre, özellikle kemoterapi akciğer, göğüs ve kolon kanserlerine yararlı olmadığı gibi, bağışıklık sistemine vereceği zarardan dolayı da bazı durumlarda vücutta yeni tümörlerin oluşmasına yol açabiliyor.

Dr. İlhami Güneral yaptığı araştırmalar sonucunda bilimadamlarının birbirlerini doğrular ve tamamlar buluşlarından yola çıkarak doğru tedavileri altı bölüme ayırıyor: Bağışıklık sistemini güçlendiren tedaviler, biyolojik tedaviler, bitkisel tedaviler, besin tarzına dönük tedaviler, yardımcı tedaviler ve metabolik tedaviler. İçlerinde en önemlisi bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine yönelik olanı. İlhami Güneral'a da uygulanan bu tedavi yönteminde, kanserli hastaya ayda bir olmak üzere, özel olarak muamele görmüş bir kolibasil aşısı olan Pyrifer ile "ateş şoku" uygulanıyor. Kanser hücreleri 42 derecenin üstündeki ısıya dayanamıyor ve ölüyor. Bu Mısırlılar zamanından beri bilinen ve tedavi amacıyla uygulanan bir yöntem. Günümüzde ise bu uygulamalar daha bilimsel yöntemlerle, lokal olarak iyi odaklanmış ultrason, mikrodalga ve radyo dalgalarıyla yapılıyor. Kanser kitlesi 42 - 44 santigrat dereceye kadar ısıtılıyor ve böylece sağlıklı dokulara zarar vermeden tümör kitlesi tahrip ediliyor.

"Genetik değil"
Kanserin genetik olup olmadığı da sıkça tartışılan bir konu. Dr. İlhami Güneral'e göre kanser "genetik" ama halk arasında bilindiği gibi değil. "Kanser için genetik demek yanlış bir yorum. Mesela bir ailede üst üste akciğer kanseri var. Bu, o ailede genetik bir zayıflık var demektir. Ama bu zayıflık akciğerde değildir, bağışıklık sisteminde veya kan dolaşımında olabilir. Pankreası zayıf olan bir kimsenin bağışıklık sistemi de zayıfsa o kişide büyük bir ihtimalle kanser görülür. Yani kısaca, ailede bağışıklık sistemi zayıf kişiler varsa ailenin başka fertlerinde de aynı zayıflık görülebilir."

Dr. Güneral'e göre bu yıl ülkemizde aşağı yukarı 500 bin kişi kansere yakalanacak ve bunların kabaca bir hesapla üçte biri ya hastalığın ilerlemiş olmasından ötürü ya da uygulanan modası geçmiş tedaviler yüzünden beş yıl içinde ölecek. Bu yüzden, önce kendisi gibi doktor olan meslektaşlarını, daha sonra da kanser hastalarını bu kitabını okumaya ve kansere karşı duyarlı olmaya çağırıyor.

DİDEM ÖZTEL

KANSER HASTALARINA TAVSİYELER

  1. Bol bol taze sıkılmış sebze ve meyve suyu için.
  2. Asla klorlu su kullanmayın. Özellikle de yemeklerde.
  3. Gıdalarınızı paslanmaz çelik ya da cam kaplarda pişirin.
  4. Alkollü içecek, çay, kahve ve meşrubattan uzak durun.
  5. Rafine besinler ve muamele görmüş gıdalar kullanmayın.
  6. Tuzu azaltın ve iyotlu tuz kullanın.
  7. Patates, kuru fasulye, fındık, yeşil sebze gibi potasyum açısından zengin gıdalar alın.
  8. Günde en az sekiz saat uyuyun.
  9. Bitkilerden yaptığınız çayları için; ıhlamur, adaçayı gibi.
  10. Kavrulmamış ayçiçek, kabak çekirdeği, badem ve özellikle kayısı çekirdeği yiyin.